İşte Mehmet Akif Ersoy’un kısaca hayatı

İstiklal Marşımızın yazarı olan ulusal şairimiz Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 85. yılında anılıyor. Peki, Mehmet Akif Ersoy kimdir? Mehmet Akif Ersoy ne mezunu? Mehmet Akif Ersoy kaç yılında vefat etti?

Mehmet Akif Ersoy kimdir?

Mehmet Âkif Ersoy 20 Aralık 1873 doğmuştur ve 27 Aralık 1936 yılında vefat etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) milli marşı olan İstiklâl Marşı’nın yazarıdır. “Vatan Şairi” ve “Ulusal Şair” unvanları ile anılır. İstiklâl Marşı’nın yanı sıra Çanakkale Destanı, Bülbül ve 1911-1933 yılları aralarında yayımladığı yedi şiir kitabındaki şiirleri bir araya getiren Safahat en kayda değer eserlerindendir. II. Meşrutiyet döneminden itibaren Sırat-ı Müstakim (daha sonraki adıyla Sebil’ür-Reşad) dergisinin başyazarlığını yapmıştır. Kurtuluş Savaşı sırasında milletvekili olarak 1. TBMM’de yer almıştır.

Doğumu ve çocukluk yılları

Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında İstanbul’da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel mahallesinde dünyaya geldi. Nüfusa kaydı doğumundan sonra babasının imamlık yaptığı ve ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında Âkif’in doğum yeri Bayramiç olarak görünür. Annesi Buhara’dan Anadolu’ya göç etmiş bir ailenin kızı olan Emine Şerif Bayan; Arnavut kökenli babası ise Kosova’nın İpek kenti doğumlu, Fatih Camii medrese hocalarından İpekli Tahir Efendi’dir. Mehmet Tahir Efendi, ona doğum tarihini belirten “Ragîf” adını verdi. Babasının vefatına kadar Ragîf adını kullansa da bu ad yaygın olmadığı için arkadaşları ve annesi ona “Âkif” ismiyle seslendi, zamanla bu ismi benimsedi. Çocukluğunun büyük bölümü annesinin Fatih, Sarıgüzel’deki evinde geçti. Kendisinden minik, Nuriye adında üstelik kız kardeşi vardır.

Miladi 6 Mart 1913’te yazdığı, “Üç mankafa kafanın derdine, üç milyon insanlar” mısrasıyla başlayan ve kavmiyetçiliği eleştirdiği şiirinin sonunda “Bunu benden duyunuz, ben ancak, evet, Arnavudum… Başka bir şey diyemem… işte perişan yurdum!…” mısralarıyla bizzat şiirinde kendisini Arnavut olarak tanıtmıştır.

İşte Mehmet Akif Ersoy'un kısaca hayatı

Öğrenim Yılları

İlköğrenimine Fatih’te Dikte Buhari Semt Mektebi’nde o zamanların adeti gereği 4 sene, 4 ay, 4 günlük iken başladı. 3 sene daha sonra iptidai (ilkokul) bölümüne geçti ve babasından Arapça öğrenmeye başladı.Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde başladı (1892). Bir yana da Fatih Camii’nde Farsça derslerini takip etti. Dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Âkif, rüştiyedeki eğitimi her tarafında Türkçe, Arapça, Farsça ve Fransızcada daima birinci oldu. Bu okulda onu en fazla etkileyen birey, dönemin “hürriyetperver” aydınlarından birisi olan Türkçe öğretmeni Hersekli Öğretmen Kadri Efendi idi.

Rüştiyeyi bitirdikten daha sonra annesi medrese öğrenimi görmesini istiyordu ama babasının desteği sonucu 1885’te dönemin gözde okullarından Mülkiye İdadisi’ne kaydoldu. 1888’de okulun yüksek kısmına devam etmekte iken babasını kaybetmesi ve ertesi yıl büyük Fatih yangınında evlerinin yanması aileyi yoksulluğa düşürdü. Babasının öğrencisi Mustafa Sıtkı aynı arsa üzerine küçük bir konut yaptı, aile bu eve yerleşti. Artık bir lahza önce meslek sahibi edinmek ve yatılı okulda okumak isteyen Mehmet Âkif, Mülkiye İdadisi’ni bıraktı. O yıllarda yeni açılan ve birincil sivil veteriner yüksekokulu olan Ziraat ve Veteriner Mektebi’ne (Tarım ve Veterinerlik Okulu) kaydoldu.

Dört yıllık bir okul olan Veteriner Mektebi’nde bakteriyoloji öğretmeni Rıfat Hüsamettin Paşa fazla bilim sevgisi kazanmasında etkin oldu. Mektep yıllarında spora büyük alaka gösterdi; mahalle arkadaşı Kıyıcı Osman Pehlivan’dan güreş öğrendi; ilk olarak güreş ve yüzücülük edinmek üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katıldı; şiire olan ilgisi okulun son iki yılında yoğunlaştı. Mektebin baytarlık bölümünü 1893 yılında birincilikle bitirdi.

Mezuniyetinden sonra Mehmet Âkif, Fransızcasını geliştirdi. 6 ay içinde Kur’an’ı ezberleyerek hâfız oldu. Hazine-i Fünun Dergisinde 1893 ve 1894’te birer gazeli, 1895’te ise Mektep Mecmuası’nda “Kur’lahza’a Hitab”, adlı şiiri yayınlandı, memuriyet hayatına başladı.

Memurluk Yılları

Okulu bitirdikten derhal sonradan Ziraat Bakanlığı’nda (Orman ve Vaadin ve Ziraat Nezareti) memur olan Mehmet Âkif, memuriyet hayatını 1893–1913 yılları arasında sürdürdü. Bakanlıktaki ilk görevi baytar müfettiş yardımcılığı idi. Tahsis merkezi İstanbul idi ancak memuriyetinin birincil dört yılında denetleme için Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan’da bulundu. Bu sayede halkla yakın temas halinde olma imkânı buldu. Bir seyahati esnasında babasının doğum yeri olan İpek Kasabası’na gidip amcalarıyla tanıştı. 1898 yılında Tophane-i Âmire veznedârı Mehmet Muhakkak Beyin kızı İsmet Hanım’la evlendi; bu evlilikten Cemile, Feride, Suadi, Belirlenmiş, Tahir adlı çocukları dünyaya geldi.

Mehmet Âkif, edebiyata olan ilgisini şiir yazarak ve edebiyat öğretmenliği yaparak sürdürdü. Resimli Gazete’de Servet-i Fünun dergisinde şiirleri ve yazıları yayımlandı. İstanbul’da bulunduğu sırada bakanlıktaki görevinin yanı sıra önce Halkalı Ziraat ve Veteriner Mektebi (1906)’nde kompozisyon (kitabet-i resmiye), daha sonra Çiftçilik Makinist Mektebi’nde (1907) Türkçe dersleri tahsis etmek üzere öğretmen olarak atandı.

İşte Mehmet Akif Ersoy'un kısaca hayatı

İstiklâl Marşı’nı yazması

Benzer dönemde Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in ricası üzerine arkadaşı Hasan Basri Bey kendisini milli marş yarışmasına katılmaya ikna etti. Konulan 500 liralık ödül nedeniyle ilk olarak katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne dek gönderilen şiirlerin hiçbiri yeterli bulunmamıştı ve en hoş şiiri Mehmet Âkif’in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Âkif’in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üstüne kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler. Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey kadar mecliste okunup ayakta dinlendikten daha sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17.45’te milli marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, bayan ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Kuytu’ül Mesai vakfına bağışladı.

Mısır Yılları

İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen Mehmet Âkif, 1922 yılında afiyet gerekçesi ile milletvekilliğinden istifa etti. 1923 yılının Mart ayının son günlerinde ortadan kaybolan yakın arkadaşı Trabzon Milletvekili Ali Şükrü’nün Mustafa Kemal’in Muhafız Alayı Kumandanı Topal Osman kadar öldürüldüğünün anlaşılması üzerine kendine yeni bir yurt bulması gerektiğini hissetti. Bir süredir kendisini Darı’a davet eden Mısır Hıdivi Abbas Halim Paşa’nın davetine uydu ve böylece kışlarını Darı’da geçirmeye başladı. Onun ülkeden ayrılışını 1924’te hilafetin kaldırılması ya da 1925 yılında çıkarılan Şapka Kanunu ile açıklayanlar vardır.

Akif, gitmeden önce Kur’an’ın mealini düzenlemek için Diyanet İşleri Başkanlığı ile anlaşma imzaladı. Kur’an çevirisini yapabilecek tek adam olarak görüldüğünden Kur’an’ı Türkçeye çeviri işine girişmesi için 1908’den itibaren yoğun bir ısrar vardı. Çeviri işine kuşkusuz yanaşmayacağı anlaşılınca, bir Kur’an meali kâğıda dökmek hususunda güçlükle razı edilmiştir.

En ünlü eseri Safahat 1924 yılında Türkiye’de basıldı. Birkaç sene yazları İstanbul’da, kışları Darı’da geçiren Mehmet Âkif, 1926 kışından sonra Darı’dan dönmedi. Kahire yakınlarındaki Hilvan’a yerleşti. Burada az kalsın inzivaya çekilerek Kur’lahza meali üstünde çalışmayı sürdürdü ancak ülkede ulusal din projesinin (Türkçe ezan-ibadet) hayata geçirilme projesini öğrenince kendi çalışmasının bu projede kullanılmasından çekinerek 1932’de mukaveleyi feshetti. Diyanet İşleri Başkanlığı keza tercüme keza tanımlama işini Elmalılı Hamdi Efendi’ye verdi. Âkif, kendi yazdıklarını dostu Yozgatlı İhsan Efendi’ye teslim etti ve ölür de gelmezse yakmasını öğüt etti. (Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası.)

Mehmet Âkif, Mısır yıllarında Kur’lahza çevirisinin yanı sıra Türkçe dersleri vermekle meşgul olmuştu. Kahire’deki “Câmiat-ül Mısriyye” adlı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi (1925-1936).

Türkiye’ye dönüşü ve vefatı

Siroz hastalığına tutulunca hava değişikliği iyi kazanç düşüncesiyle önce Lübnan’a, sonradan Antakya’ya gitti ama Mısır’a hasta olarak döndü. 17 Haziran 1936’da tedavi için İstanbul’a döndü. 27 Aralık 1936 tarihinde İstanbul’da, Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda hayatını kaybetti. Edirnekapı Mezarlığı’na gömüldü. Mezarı iki sene sonradan, üniversiteli gençler kadar yaptırıldı; 1960’ta yol inşaatı sebebiyle kabri Edirnekapı Şehitliği’ne nakledildi. Mezarı, Süleyman Nazif ve arkadaşı Ahmet Naim Bey’in mezarları arasındadır.

Mehmet Âkif’e 1 Haziran 1936 tarihi itibarı ile 478 lira 20 kuruş emekli maaşı bağlanmıştır. Bu maaş 1936 yılı Ekim ayından itibaren ödenmeye başlanmış, toplu olarak 2976 lira almıştır. Emekli cüzdanının son sayfasında ise “600 lira borç” ibaresi yazılıdır. Bu borç düştükten sonra ise kalan kısım ailesine verilmiş ve Mehmet Âkif bundan iki ay sonradan vefat etmiştir.

Edebî hayatı

Mehmet Âkif, şiir yazmaya Veteriner Mektebi’nde öğrenci olduğu yıllarda başladı. Yayımlanan ilk şiiri Kur’lahza’a Hitap başlığını taşır. 1908’den itibaren aruz ölçüsü kullanarak manzum hikâyeler yazdı. Hikâyelerinde halkın tasa ve sıkıntılarını anlattı. Balkan Savaşı yıllarından itibaren destansı şiirler yazmaya başladı. İlk büyük destanı, “Çanakkale Şehitleri’ne” başlıklı şiiridir. İkinci büyük destanı ise Bursa’nın işgali üstüne yazdığı “Bülbül“ adlı şiiridir. Üçüncü olarak da İstiklâl Marşı’nı yazarak İstiklâl Savaşı’nı anlatmıştır.

“Sanat sanat içindir” görüşüne karşısında meydana çıkan Mehmet Âkif, dinî yönü ağırlıkta bir edebiyat tarzı benimsemişti. Edebiyat dili olarak Millî Edebiyat akımına tepki gösterdi ve edebiyatta Batılılaşma konusunda Tevfik Fikret ile çatışmıştır.

Eserleri

Şairin Safahat adı altında toplanan şiirleri 8 kitaptan oluşmuştur. Şair, İstiklâl Marşı’nı Safahat’a koymamıştır. Nedenini ise şöyle açıklar: “Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm.”

Kitap: Safahat (1911) – 44 manzume içerir. Siyasal olaylar, mistik duygular, dünyasal görevlerden bahsedilir.
Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912) – Süleymaniye Camii’ne dışarı giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, kürsüde Seyyah Abdürreşit İbrahim’in konuşturulduğu uzun bir bölümle devam eder.
Kitap: Hakkın Sesleri (1913) – Topluma İslami mesajı yaymaya çalışan on manzumedir.
Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914) – Fatih Camii’ne giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, vaizin uzun konuşması ile devam eder.
Kitap: Anılar (1917) – Âkif’in gezdiği yerdeki izlenimleri ve toplumsal felaketler karşı Allah’a yakarışını içerir.
Kitap: Asım (1924) – Hocazade ile Köse İmam arasındaki konuşmalar biçiminde tasarlanmış tek parça eserdir.
Kitap:Gölgeler (1933) – 1918-1933 arasında yazılı 41 adet manzumeyi içerir. her biri, yazıldıkları dönemin izlerini taşır.
Kitap: Safahat (Toplu Basım) (ilki 1943) – 7 Safahatını bir araya getirir.
Mehmet Akif Ersoy’un ölümünün 75. ve İstiklâl Marşı’nın kabulünün 90. yılı olması sebebiyle 2011 yılı T.C. Başbakanlığı göre “Mehmet Akif Ersoy Yılı” olarak ilan edilmiştir. Yıl baştan başa yapılacak çalışmaların sorumluluğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verilmiştir.

Yorum yapın